Değişmeli mi değiştirmeli mi?

Çevreme bakıyorum, arkadaşlarıma, iş yerlerine, gazetelere, siyasi arenaya, partilere, liderlere, yöneticilere, herkes bir şey istiyor, herkesin bir hayali var. Bu hayallerin illa hedonist zevk tanrılarına hizmet etmesi gerekmiyor, güzel hayallerimiz de var. Kimi ülkeyi şeriatçılardan kurtarıyor, kimi kendince anladığı inancı yayıyor, kimi yaşadığı ortama çağdaşlık katıyor, kimi üretelim zenginleşelim diyor, kimi bana dokunmayan bin yaşasın ben böyle muyluyum diyor, herkesin bir fikri var. Bunlar toplumla ilgili örnekler sadece. Birey olarak hepimiz güzel bildiklerimizi istiyoruz üstelik sadece kendimiz için değil, sevdiklerimiz, yakınlarımız, oğlumuz, annemiz, babamız, sevgilimiz, arkadaşlarımız için iyi şeyler diliyoruz, harika şeyler yapmak istiyoruz. Örneklerin sayısını çoğaltmak mümkün, kısaca oturduğumuz yerden kalkıp başka bir yere gitmek ve gene oturmak istiyoruz.

Bunun için ne yapıyoruz? İstiyoruz, hayal ediyoruz, şükrediyoruz, motivasyonumuzu kaybetmiyoruz, hayırlısı olsun diyoruz, ya da bizden aşağıdakilere bakıyoruz elimizdekilere seviniyoruz, mutlu oluyoruz, sonra unutup kendimizden yukarıdakilere bakıyoruz, hırslanıyoruz, sonra tekrar istiyoruz ve tekrar mücadeleye başlıyoruz. Tabii hiç bunların zahmetine katlanmayıp, oturmaya devam etmek de mümkün bu çeşit isteyenler ise istediklerini periyodik olarak tekrar tekrar istemeye devam ediyorlar.

Hayat istemek olmadan mümkün olmazdı her halde tarihin daha ilk eyleminin ardında, bir istenç var, yoksa kim elini uzatır, yukarıya kaldırır, ayaklarının üzerinde boyunu uzatır ve elmayı koparır. Sonrasına hiç girmiyorum aslında öncesine de girmek istemiyorum, istiyorsak istiyoruz, herkes ayrı bir şey istesin, herhalde dünya döndüğünce de böyle olacak. Buna eklemek istediğim bir şey yok burada, sorguladığım şey istediklerimize kavuşmak için ne yaptığımız.

Gerçekten ne yapıyoruz?

Analiz ediyoruz, çıkar bir yol arıyoruz, suyun akışının yönünü buluyoruz, üzerine biz de bir kayık ekleyiveriyoruz, oyununa göre oynamak adı altında pek çok şeyi meşrulaştırıveriyoruz, modern psikolojisinin dünyaya armağan ettiği şekilde kendimizi sevip, kendimizi beğeniyoruz, kendimize güveniyoruz, alkış arıyoruz, kıyaslıyoruz, yönümüzü başkalarına bakarak tayin ediyoruz veya içimizdeki sesi dinliyoruz ve bildiğimize güveniyoruz önümüze çıkan engeller ile motivasyonumuzu bozmuyoruz, secret yapıp iyiyi güzeli çağırıyoruz ve zamanın her şeyin ilacı olduğunu bilerek veya bilmeyerek sabrediyoruz ve zaman bizi değiştiriyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün.  

Bence isteklerimize ulaşmak için yaptığımız şeylere ortak bir parantez açabiliriz. Ve parantezin içinde değişmeye olan atalet var. Bir çiçeği büyümeye bırakırsanız zaten kendiliğinden büyür, ama değişmesi için çaba sarf etmezseniz, köküne gübre koyup, yerine dikkat etmezsiniz, güneşini, havasını suyunu iyileştirip ona sevgi ile yaklaşmazsanız normal büyür, büyüyebileceği ve güzelleşebileceği kadar değil.

Başka bir anlamda biz isteklerimiz için değişiyoruz. Ve değişmek gerektiğini isteklerimizle aramıza engeller çıktığında kafamızı gözümüzü vurduğumuzda anlıyoruz. Bir yakınım anlatmıştı geçenlerde, annesi onu büyütürken şöyle dermiş. Hepimiz bir ormandayız ve ormanın ucu ile aramızda sayısız ağaç var, eğer sen önceden kendin eğilip bükülmezsen hedefine varana kadar çook ağaca çarparsın.

 


Leave a Comment