Evet, bu defa farklı bir konu hakkında yazmak istedim. İstanbul’da yaşıyorsunuz, bebeğiniz var. Haftasonu nereye gidersiniz? İşte bu haftasonu bu konu hakkında master tezi yapabilirdim.. Hava beklenmediği kadar güzeldi – tam br yaza geçiş havası.. sabah eşimle evden çıktık ve “gezmeye” gitmeye karar verdik. Herkesin bildiği Polonezköy veya Ağva gibi yakın mesafe kaçış yerleri benzer günlerde full çektiği için oralarla ilgilenmedik. O kadar yol gidip sonra da oturacak masa aramak pek istediğimiz birşey değil. Kaldı ki bu gibi yerlerde bebek gezdirebilecek yürüyüş yolu da kısıtlı – yani düz ayak.. tamam o zaman Fenerbahçe parkına gidelim dedim. Trafik engelini saymazsak burası güzeldi, ama trafik durma noktasına geldiği için arabamızı çook alakasız biryere koyduk ve temiz havada Kerem Paşa ile yürümeye başladık. İşin bu kısmı çok ama çok keyifliydi. Parkın içi de keyifliydi. Modern insanlar bağırmadan – çağırmadan sohbet ediyor, hatta çimlerin üzerine örtü serip piknik yapıyorlardı. Saat itibarı ile mangallık durum olmadığı için bu konuda yorum yapamayacağım. Fakat 10-15 dk sonra daireler çizmeye başladık. Çünkü elim kadar olan park bitmişti. Peki dedim, daha önce hafta içi arkadaşlarımla gittiğim Malta Köşkü’ne mi gitsek? Hani şu Yıldız Korusu’nda olan? Hemen yol durumunu kontrol edip yola çıktık, biraz daha geniş ve yeşillik bir yere istiyorduk. Malta Köşküne varınca yeşil bir ortama gelmiştik evet. Fenerbahçe parkından sonra ortamın 70%’i türbanlı, bu 70%’in de 20%’si çarşaflı bir topluluk vardı. Hımm dedim – azalmışız.. neyse oturduk sipariş verelim diye saat tam 1.30 olmuştu. Hani yemek saati.. Garson öğlen yemeği için açık büfenin daha kurulmadığını istersek kahvaltı alabileceğimizi belirtti. Kahvaltı etmiştik, ama 30 dakikaya yemek servisi kurulacak deyince bekleyelim dedik. O kadar gürültülü, kalabalık hani iğne atsa yere düşmez dolu ki ortam, 15-20 dk sonra garsona tekrar soralım dedik. Bu defa da yemek büfesinin 45dk – 1 saat içerisinde kurulacağını öğrenince, açlığın da verdiği adrenalinle kalktık. Peki nereye gidecektik? Arabaya bindik.. yavaş yavaş gezmeye başladık. Nasıl bir yer mi istiyorduk? Şöyle keyifli, orman gibi, yol gürültüsü olmayan, sessiz, kuşların öttüğü, insanların medeni bir şekilde mangalsız piknik yaptığı, bağırış çağırış kıyamet olmayan; yani insanların diğer insanların özgürlük ve haklarına saygı duyduğu ve herkese yetebilecek bir yer… yani ? Central Park! Maalesef harikülade İstanbul’umuzda böyle bir yer yok. New York’a gidenler bilir, gitmeyenler için kısaca izah edeyim. NY çok büyük bir eyalet. Filmlerde gördüğümüz Manhattan adası –hani gökdelenlerin olduğu- hariç zaten her yer orman. Evet insanlar ormanda yaşıyorlar. Evler müstakil yani bizim Zekeriyaköy veya Kurtköy’deki gibi, ve gerçekten ormanda yaşanıyor. Evinize her an bizdeki gibi çöple beslenen sokak kedisi yerine sincap girebilir. Neyse insanların çoğunluğu böyle ormanlarda yaşadığı için (bütün Amerika’da zaten ev kültürü bu şekilde) şehirdeki insanlar için de yapay bir park yapılmış. Ama Manhattan adasının en az 20%’si büyüklüğünde, içinde bir uçtan bir uca yürümenin kolay olmadığı, göletler olan, bakımlı ve kimsenin kimseyi rahatsız edemeyeceği kadar medeni ve büyük bir park. İşte bu park Central Park. Hani Bruce Willis’in 5. Caddeden giderken arabayla içinden geçtiği park… Yazık ki, güzeller güzeli İstanbulumuzda Central Park’ımız yok. Olanları da biz katletmişiz. Sonra da minik minik parkçıklar yapıp insanları buraya tıkmışız. Milletin gidecek yeri yok. Evler de bizde müstakil değil ki, apartmanlarda yaşıyoruz – yani sadece balkonumuz var.. Peki zor mu? Zaten başka evlerde oturan insanların taşınması için başka başka TOKİ evleri yapıp, konut sayısını arttırıp sonra da İstanbul’un nüfusunu arttırmak mi zor olan, yoksa zaten boş olan devlet arazilerini ağaçlandırıp İstanbul’a Central Park’lar yapmak mı zor? Hem park yaparken demir ve çimento masrafınız da olmuyor. Aslıda bu bir dezavantaj da olabilir – rant alacak insan sayısı azalıyor.. Neyse uzatmayalım… haaa biz sonra ne mi yaptık? Özel bir kurumun korusuna gittik. Bu kuruma mensup arkadaşımızı aradık. Medeni bir şekilde yedik, gezdik, nefes aldık.. ama böyle arkadaşları olmayanlar ne yapsın?


Leave a Comment